Bir ara bu siteyi durdurma kararı almıştım ama gene dayanamayıp yazmaya başladım. Yazdıkça gittiğimiz seyahatleri yeniden yaşıyor gibi oluyorum. En çok da bu hoşuma gidiyor galiba. Bir de unuttuklarımı yeniden okumak çok keyif veriyor.

Normandiya seyeheti de ara verdiğim döneme denk gelmişti. 2016 Kasım ayında Pegasus havayollarından gelen bir promosyon maili ile başladı. Fransa’dan vize alınca da hadi bir Fransa seyahati yapalım dedik ve tabi ki Bağdatlıoğlu ve Birinci ailelerine biz gidiyoruz, ne dersiniz diye mesaj attık. Anında gelen cevap ile hepimizin biletini aldık. Fransa tamam da nereye gidelim diye düşünürken bu zamana kadar görmediğimiz bölgelerinden Normandiya geldi aklımıza. Bir araştırma yapıp rotamızı çizdik.

Biletlerimiz Paris’e idi. Sabah uçağı ile Sabiha Gökçen’den hareket ettik.

uçaktaArabamızı havaalanından kiralamıştık. Artık eskisi gibi yollarda kaybolma şansınız olmadığından Paris’teki otelimizin yanındaki otoparka kadar gittik. Otele yerleşme sonrası hemen bir yemek yiyelim dedik. St. Germain de kaldığımız için ilk durak Cafe Bonaparte oldu. O açlıkla bu grubun nasıl yemek yediğini anlatmama gerek yok tabi :)))

bistro bonopartYemek sonrası biraz olsun Paris’i Birinci ailesine gösterebilmek amacıyla Pont des Arts üstünden geçerek Louvre’a doğru yol aldık.

köprüüstüLouvre’a vardığımızda artık mehtap çıkmaya başlamıştı. Kasım ayı olması nedeniyle günler de epey kısalmış.

birinciler mehtaptaKasım ayında artık Champs-Elysees’deki Christmas Pazarı açılmıştı. Aslında çok üst üste oluyor ama aradaki yemece içmececiler dayanılmazdı. Hatta daha önce yemek  yediğimize pişman olduk. Keşke orada ayak üstü atıştırmalıklarla karnımızı doyursaydık diye düşündük.

peynirciHer ayın 11’ini kutlayan Bağdatlıoğlu ailesinin kutlamasını bu kez bir şampayacıda birlikte yaptık biz de.

şampanyacıO gece için Chez Papa Jazz Club’da yer ayırtmıştık. Dolayısıyla Champs-Elysees de ki hiç bir şeyin tadına bakamadık. Chez Papa St. Germain’de Rue Saint Benoit 3 numarada hoş bir mekan. Yemekleri de güzel, müziği de.

jazz clubÇok güzel bir gece geçirdik orada. Gecenin en önemli anı Merter’in hiç ingilizce bilmeyen garsonla ingilizce anlaşmaya çalışmasıydı:)))) Güzel, sakin, kaliteli ve müzikli bir ortam isteyenler için tavsiye edilebilecek bir mekan.

Ertesi sabah kahvaltımızı hemen otelin yakınındaki bir cafe de yapıp yola çıktık. İstikamet Claude Monet’in evinin olduğu Giverny. Gerçekten görülmeye değer bir şehir.

monet evSezon dışı olduğu için heryer bomboştu. Oturacak kafe bile bulamadık. Ama binalar görülmeye değer.

givernyBu seyahate çıkmadan önce Fatoş Terzioğlu’nun verdiği Normandiya ile ilgili kiapta daha ne binalar var ama hepsini görebilmek için 4 gün yetmez buralara. En az 10 gün kalınmalı ki heryer ziyaret edilmeli.

giverny 1Mevsimin sonbahar olması manzara açısından iyiydi. Renkler müthiş. Estetiğe doyamıyorsunuz. Temiz bir hava, bol yeşil ve abartılmamış estetik binalar. Fransa’nın özü bu galiba.

Giverny’den çıkarken bir Boulangerie yani fırına rastladık. Bu grubun en güzel yanlarından biri de anında karar vermek. Hemen arabayı sağa çekip kendimizi içeri attık.

bakeryHerkes arabasını kenara çekip ekmek alıp yoluna devam ediyordu. Biz tabi oradaki tek masaya oturup hani nerdeyse gördüğümüz herşeyden sipariş ettik.

bakery1Tatlı kısmı zaten Fransa’da başka boyutta:))) Genelde tatlı yemeyen ben bile orada bu  kuralı rafa kaldırıyorum.

bakery3Kıyıdaki ilk hedefimiz Etretat ya doğru yol alırken aradaki durağımız Lyon La Foret oldu. Buraya uğrayabilmek için yolumuzu biraz uzattık ama değiyor. Bir kere çok güzel yollardan gidiyorsunuz anayol yerine. Bir de burası da gerçekten güzel bir kasaba.

Lyon La Foret’de 1914-1919 arasında bu bölgede yaşayan ve Fransa için canını veren çocukların adına yapılmış bir anıt var.

şehitler anıtıO kadar çok isim var ki. Dilek’le Eşref bu anıtın önünde poz verdiler.

dilek eşref monumentBuradan yürüyerek kasabanın meydanına geldik. Buradaki binalar da birbirinden güzel.

lyon la foretRavel 3 yıl burada yaşamış ve birçok eserini burada yazmış. Aşağıdaki fotoğraf Ravel’in yaşadığı evin fotoğrafı.

ravelin evi 2Belli bir mimari var ve hepsi korunuyor. Yeni bina görmek nerdeyse mümkün değil.

ravel in eviBir kahve molasından sonra ver elini Etretat. Buranın en önemli özelliği uçurumları. İstenirse merkezden uçurumun en ucuna kadar yürüyüş yapabiliyorsunuz. Yağmur biraz atıştırmaya başladığından ve de gözümüze uzak göründüğünden, en önemlisi aç olduğumuzdan biz lokanta aramaya başladık.

EtretatBuraya yolunuz düşerse ve yemek yemek istiyorsanız mutlaka saat 14:00 ten önce gelin. O saatten sonra mutfaklarını kapıyorlar akşama kadar. Tek açık bir lokanta bulduk ve kendimizi içeri attık.

etretat lokantaDeniz kıyısına gelince deniz ürünü yenir diye bu tabağı ısmarladık.

kabuklu yabaağıMerter’in kulakları çınlasın. :))) Bu lokanta da çok güldüğümüz yerlerden biri oldu. Garson bize servisi bitirdikten sonra istifa edip kaçtı diye düşünüyoruz. :)))))

Etretat yemekKarnımızı doyurduktan sonra iki gecemizi geçireceğimiz Honfleur’e bir köprü ile geçtik. Meşhur Normandiya Köprüsü :

normandiyaHonfleur Calvados bölgesinde. Yani Calvados’un merkezi. En güzel Calvados’ları burada bulabilirsiniz. Şehrin kıyı şeridinde bitişik düzen binalar var. Rengarenk. Öyle güzel bir görüntü ki.

HONFLEUR1Neyse ki Honfleur de artık güneş yeniden yüzünü göstermeye başladı.

honfleur

Bu binaların altı hep lokanta. Yemekler hepsinde hemen hemen aynı. Herhangi birine girip yemek yedik. Gayet de lezzetliydi. Zaten çok güzel bir şarabın yanında bütün yemekler güzel geliyor. Dilek’in sayesinde şahane şaraplar içtik. Son gecesinde de L’Homme de Bois isimli bir lokantada yemek yedik.

homme de boisYemekleri lezzetliydi. Ama bir türlü istiridyeleri pişirmediler:))))

home de bois içiOtelimizi de booking.com dan ayırttık. Tamamen oradaki fotoğraflarına, konumuna bakarak rezervasyon yaptığımız bir oteldi. Chambres d’Hotes A L’ecole Buissonniere. Gerçekten de çok enteresan bir bina. Girişte çiçeklerle dolu bir avluya giriyorsunuz.

otel avluBu bina eskiden bir kız okulu imiş. Yeni sahibi otel haline getirmiş ve zevkini yansıtmış her yere.

otel avlu2İki katta da odalar var. Otel odası gibi değil de apart gibi kocaman odalar. Bizim oda iki katlıydı. Alt katta oturma bölümü, üst katta da yatak odası.

otel odaSabah kahvaltınızı da girişteki kahvaltı salonunda alıyorsunuz. İçeri girince çıtır çıtır şömine sesi içinizi ısıtıyor.

otel şömineKahvaltıda kullandıkları tüm ürünler organik ve kendi üretimleri.

otel kahvaltıEşrefle Merter’in en çok ilgisini çeken hemen otelin sokağının köşesindeki bu dükkan oldu.

maison du jambonResimde görüldüğü üzere Eşref alışverişini yapabildi ancak Merter son güne bıraktığından havaalanındaki ürünlere razı olmak zorunda kaldı.

maison de jambon içi

Honfleur’de bir kilise var. Gördüğüm en kocaman kilise.

HONFLEUR KİLİSEİçinden de görüntü böyle:

KİLİSENİN İÇİNormandiya çıkartmasının yapıldığı plajlar Honfleur e çok yakın. Insan etkileniyor burada yaşananları düşününce. Buradaki med cezir de çok etkileyici. Resimde de görüldüğü gibi deniz iyice çekilmiş.

deuxvilleYazın kim bilir ne kadar hareketli oluyordur Deauville. Bu mevsimde kum üstünde sörf yapıyorlardı.

deuxville plajBu plaj kabinlerinin ön cephesinde hep artistlerin resimleri var. Deauville Paris’in rivierası olarak adlandırılıyormuş. büyük bir de kumarhanesi var, Grand Casino.

Deauville’e giderken Trouville den geçiyorsunuz. O gün tesadüfen pazarı vardı. Pazar yeri görünce hemen bir otopark bulup daldık pazara. Merter’i ve Cemo’yu balıkçıların önünden almak zor oldu.

merter pazardaAma haksız da değiller. Buradan seçtiğiniz ürünü hemen önlerindeki masalara servis ediyorlar, yanına da bir şişe şarap açıyorlar. Bundan güzel yemek mi olur.

merter pazarda 2Trouville’in bir de meydanı var. Oralarda yürüyüp gene güzel binalara baka baka dolaştık.

deuxville2Bu seyahat her ne kadar burada yemekleri çok paylaşmadımsa da genelde yemece içmece turu gibi oldu. Çok güzel yemekler yedik, çok güzel şaraplar içtik. Tatlılar zaten anlatılamaz. Bütün bunların yanında estetik açıdan mükemmel köyler, şehirler gördük. Açıkçası 4 gün yetmedi buralara. Daha iyi bir mevsimde bir kez daha gitmekte fayda var. Gelecek sefere bilerek gezeceğimizden çok dah afazla keyif alacağımız kesin. Hazır mısınız bir kez daha gitmeye Bağdatlıoğulları, Birinciler :)))