Yildirimer Gezmece
Gezmece dolaşmaca buralara yazmaca ….
Header

Simi, Yunanistan

Mart 28th, 2011 | Posted by tansi in ADALAR

Bir adalar kategorisi yapmak istedim. Bundan önce yazmış olduğum Midilli tatilini de aynı kategoriye ekledim tabi ki.

Adalar diyince aklımıza hemen Ege deki hemen yanıbaşımzıdaki Yunan Adaları geliyor tabi. Bizim de oralara ilk gidişimiz sevgili Koray ve Zeyyat Karlıklı çifti ile oldu. Onların yelkenlisi ile biz de yelken yapmayı onlardan öğrendik ve bir kaç Yunan adasını ziyaret ettik hep birlikte.

Simi adası ile başlamak istedi çünkü tekneyle limanına doğru yaklaşırken açıktan gördüğüm manzara beni çok etkilemişti.

Rengarenk evleri, özel mimarisi ile sizi karşılıyor Simi. Küçük bir limanı var, çok da Türk teknesi. Su, elektrik temin ediyorlar teknenize. Ama su fazla olmadığından idare kullanmanızı da istiyorlar sizden:)))

Limanın dibinde bir köprü var, bir akarsuyun üstünden geçiyorsunuz pasaport işlmelerini yaptırmak için polise giderken.

Bu köprüyü geçer geçmez bir fırın var. Eşref her sabah o fırına gidip sıcak ekmek, kruvasan ve özel bir börek alıyordu. Hatta Eşref’e fırıncının kızı mı var yoksa diye takılıyorduk. Sonradan farkettik ki gerçekten de kızı varmış:)))) Aramızda espri oldu seyahat boyunca bu. İşte Eşref ve fırını:)))

Ada’da araba kiralayıp gezdik. Tepelere çıkınca Datça yarımadası tam karşınıza çıkıyor.

Adanın arka tarafında yani Yunanistan’a bakan tarafında bir manastır var.

Manastırın içinden dışarı bakış da böyle

Bir de müzesi var. Amforolar, eski eşyalar ve tekne maketleri var. Görülmeye değer şeyler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Manastırın avlusunda begonviller açmıştı. Haziran ayıydı, renkler çok güzel oluyor Haziranda.

Simi’nin etrafında bir sürü koy var ama Pedi koyu hem korunaklı, tabi liman, hem de küçük bir lokantası var. Ucuz ve lezzetli yemek yiyebiliyorsunuz.

Bir keresinde Marmaris’ten dönerken bu koyda mola vermiştik. Gece bir rüzgar çıktı, teknenin biri demir taradı, herkes kamaralarından dışarıya çıkıp teknelerini kurtarmaya çalıştı. Bu kadar korunaklı bir koy nasıl bu hale gelebildi diye merak ettik. Ertesi sabah erkenden ayrılırken tam koyun tepesinde kapkara bir bulutun sadece ama sadece orayı etkilediğini gördük. Gerçekten enteresandı.

Kasabayı yürüyerek gezmenini öneririm. Biraz merdivenli bir yer ama tırmanmaya değer.

Tepeden manzara da başka oluyor.

Simi’de bir sürü lokanta, cafe var. Ağırlık deniz ürünlerinde. Simi karidesi diye bir karides var, küçücük, kabuğunla yeniyor. En meşhur lokantası Manos. Her çeşit deniz ürünü var, balık bol çeşitli ancak çok pahalı. Sahibinin adı Manos. İşini iyi bilen tam bir işletmeci. O kadar para vermeye değer mi bilemiyorum.

İkinci gidişimizde bulduğumuz bir lokanta var ki Mylopetra… Sahibi bir Alman, sanat galerisi sahibiymiş. Yazları Simi’de hobisi olan gurmelik yapıyor. Sadece akşamları açık. Ama on numara, herşeyiyle mükemmel.

Bundan sonra gidersek sadece Mylopetra’da yemek yerim.

Son olarak da Neşet Kırcalıoğlu’nun objektifinden Simi kapılarını size göstermek istedim. Bu kapıların arkasında neler yaşandı kim bilir, bundan sonra da neler yaşanacak acaba???

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 You can leave a response, or trackback.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>